Belkıs, geniş yatağında, mavi ipek kaplı yorganının altında sıkılmış bir yumruk gibi yus yumru yatıyordu. Sabahleyin vurdumduymaz kocasıyla yine bir fasıl gürültü etmişti. Şimdi sinirleri çekiliyor, kalbi sızlıyor, başı çatlayacak gibi ağrıyordu.
Kendi kendine:
--Ölüyor muyum? dedi. Bağırmak, geceliğini parçalamak, yerlere atılmak istiyordu. Fakat ağır bir kabus hareketsizliğiyle bir şey yapamıyor, dişlerini sıkıyor, zangır zangır titriyor, inim inim inliyordu. Onun feryatlarını, elini, tâ aşağıdan işitti. İmdadına koştu.
--Cancığım, ne oluyorsunuz? diye yorganı kaldırdı.
--Ölüyorum, kız...
--Ah banayi...susunuz!
--...
Belkıs feryadını yine tekrarladı:-- Ölüyorum. Bu sefer ölüyorum... dedi. Anlamadı. Yüzüme dikkatli dikkatli baktı.
--...
--Dünyanın nizamını bozmaya gelmez...
Diye bir kahkaha attı. Yukarı kaçtım. Şüphesiz ne demek istediğimi anladı. Şüphesiz arkamdan "deli kız! deli kız!" diye gülümsedi.
Şüphesiz ince uzun kaşlarını yukarı kaldırarak ukalalık edeceği zamanlar yaptığı gibi yavaş yavaş başını salladı. Evet dünyanın nizamını bozmaya gelmeyecek. Yani..yani işte... Horozsuz kümes mezarlığa benziyor vesselam! |